Rabarbaus

Merhaba, söze girerken aklıma bir şiir geldi şimdi. Hepsini buraya yazmayayım en iyisi. Bak tam olarak üstüme basarsan, okuyabilirsin. Evet. Eğer okuduysak devam edelim. Merhaba canım, merhaba. Bu bir rabarbadır, bir gürültüdür. Bir başıboşun bağıra çağıra konuşmasıdır. Canım sıkılmadıkca, üşenmedikçe, üşümedikçe ve ellerim uyuşmadıkça yazacağım. Yazacağım çünkü yazmasam, ağlayacağım. [Not: bu araktır. Bknz: “Yazdım, yazmasam ağlayacaktım” Turgut Uyar yahut Anonim (Henüz net bir fikir birliği yok.)]

Neyse, velhasıl kelam, geçen gün fikri ben ve gönlü ben bir güzel konuştular. Onu buraya atıyorum.


Bir kere daha. Vur vur inlesin, sen bu sesi seversin.

Bugün ne yazalım seninle derviz? Dünyamızı mı anlatmak niyetimiz? Yalan-dolandan, hikaye etmek başka neyiz? İnsanız değil mi? Öyleyiz, öyle olmalıyız. Anlatacak çok şeyimiz mi var? Başka mı yoğrulduğuna inandık hamurumuzun? Hem aşka, hem de hormonlara mı inandık? Öfkelenince, acımızı, canımızı acıtamayacaktan mı çıkardık? Çok mu gönül kırdık? Hep haklıydık, hiç mi hata etmedik? Çok güvendik de ondan mı parça parça ettiler beynimizi? Hem Allahı hem Zeus’u mu kabul ettik ama içlerinde en çok Allahı sevmedik mi? Yaptık mı derviz? Bunları yaptık mı yoksa hayal miydi tüm bunlar? Hangisi hikaye hangisi gerçekti? Bunu kim bilebilir? Hayyam mı bilir, Allah mı bilir, yoksa biri bilsin de söylesin diye mi hikaye ederiz? Söylesene derviz? Sesin soluğun çıkmaz mı senin? Günahsız mısın sen, yoksa korkaklığından mı günah işlemezsin? Çok mu acı çektin, acıyı çok mu sevdin? Cennette yanacağına mı inanırsın? Sen cennete inanır mısın? Söylesene derviz? Kaç yalan içinde aşka düştün? Kaçkez dolandırdın Allahı? Allahın yok mu senin, yoksa Allah senin değil diye mi sevmedin? Kaçkez hayal ettin ölümü? Kaçkez düşledin direnmeyi? Söylesene derviz birkez daha kırılsa kalbin, sonuna geldiğine inansan hikayenin, bırakacak mısın? Bırakır mıyız bu sözleri derviz? Ne istiyorsun sen, bana onu söyle! Ne bileyim ne istiyorum.


Şimdi devam edebilirim işte. Ne diyeceğim biliyor musun, bütün bu “dunyaderviz”in nedenini diyeceğim. Fakat öyle üstü kapaklı yapacağım bunu. Çünkü ne zaman bir şey ayan beyan yapılsa, ya hayran olunuyor ya da tiksindirici oluyor. İşte bunun tam ortası edebiyat oluyor. Eğer bir aşk duyuyor ve onu arzuluyorsanız iki seçeneğiniz var. Ya gidip tüm arz-u şevklerini itiraf etmek (bu yüksek ihtimal tokat yemenizi sağlayacaktır) ya da gidip öğrenilmiş kalıp sözler ve yollar ile yavaş yavaş anlatmak. Benim gibi bir korkaksanız, iki seçeneği de yapamıyorsunuz. Yapıyorsunuzdur belki ama elinize yüzünüze kesin bulaşır, aynaya bir ara bakınız. İşte ben aynaya pek bakmamak için yazıyorum. Kişiye değil yazışım, kendime. Kişi belki okuyamaz, göremez, duyamaz hissedemez ama sen bilirsin. Ya da bırakalım öyle cinsi aşkı, fikirlerinizi anlatmak istiyorsunuz ama bunun için ne bir yol ne de bir yöntem biliyorsunuz, yaz geç güzelim. Yaz geç! Çünkü ben bir şeyi biliyorum ki yazmazsan bir şey yaparsın ve bu korkaklara göre değildir. Çünkü bir korkak kendi kararını almaktan acizdir, başkasının sözüne güvenir ve sonunda yaptığı iş ne ise, mutlu olmaz. Hiçbir şey yapmamak mı? Öyle bir şey mümkün değil, mümkün ama yaşamsal değil. Unutmayalım, bir korkak asla ölemez. İşte bu yüzden bana dair ne kadar şey varsa, üstü kapaklı, gizli-saklı, edebi, ne dersen de işte öyle yapıyorum. Fakat biraz önce dediğim her şeyi de çöpe atıyorum. Bunların hiçbirisi işe yaramıyor. “Korkak olmamayı öğrenmek gerek” düşüncesini düşünmek bile korkutuyor beni.

En sevdiğim şey ise burada saçmalıyor oluşum ve kimseye bir şey açıklamak zorunda değilim. Yaz geç anam babam yaz geç. Elbet bir gün okuyan olur da dudak büker, yüz çevirir.


17:6/1

Maddiyat, Maneviyat, Kainat ve Hakikat. Nedir meczup bu dört şey, bunlar seni sen yapan şeyler. Bunların tasavvufi bir tarafı var mı peki, vardır belki ama esin kaynağı demek daha doğrudur. O halde sözü sana bırakalım da kendini kendine anlat biraz.

Bu dört kelimeyi bulana kadar akla karayı seçtim bugün. Belki anlamlarını tamamen yanlış biliyorumdur fakat özür dileyerek söylüyorum ki evrensellik umurumda değil. Ben kelimeye istediğim manayı yüklüyorum. Anlatan da ben anlayan da. Bu yüzden buranın adıdır dunyaderviz… Neyse, gelelim şu dört kelimeye. Bu dört kelimeyi lütfen tasavvuftaki yeri gibi algılamayalım. Maddiyat, bulunduğun çağın erdemlerine göre yaşamaya çalışma çabasıdır, Maneviyat, bulunduğun çağa kadar tartışılmış erdemlerden çıkardığın sentezin, ilişkiler üzerine kurulmuş halidir. Kainat ise neden-sonucu olmadan, zamanı mekanı olmadan, sebepsiz, arzusuz, sualsiz yaptığın, eylediğin şeylerdir. Hakikat? Henüz ben de bilemiyorum yani demek istediğim şu; ulaşamadığın mutlak şeydir. Sen buna bu çağda spritüel de, bir öncekinde İlah de, ilahlar de, ne dersen de ama ulaşamadığın ve vuslat arzusu duyduğun her ne var ise o işte. Sen bir kediyken bir aslan gibi kükremek; hakikat.

İyi hoş, güzel. Bunları neden anlattın kendine? Sistematik olmak için. Düzensizliğin de bir düzeni vardır demişti birileri. İşte o düzensiz düzenbazı bulmaktır gayem. Bu dörtlüyü bulduk şimdilik. Bunların arasındaki ilişkileri az-çok çözdük şimdilik. Gerisi aşk vesselam.

17:6/7

Bugünü nasıl anlatabilirim ki. Uyku tutmaz bir gecenin sabahında mırıldanıp durmaya başladık yine aynı söze, “Dehri gezsen binde bir alem…” Ziya Paşa efendinin şiiridir ama Kalenderi’nin sesinden duyarım ben. İşte öyle dehri gezdik bütün gün. Her çulsuz görüneni Ethem sandık. Çıkardık cebimizden güvenlik duvarını attık bir kuytuya başladık söze. Çok zaman geçmiş, konuştuk durduk. Sonrasında gönlüm kırılmadı değil… Ben sandım, biz konuşurken Kainat’tayız hatta yürü be hey meczub! Gidiyorsun Hakikat’a diye de düşünmedim değil ara ara. Keşke kelimelerin olmadığı bir iç sohbete ulaşabilsem. Sonra epey kırıldı kalbim, şey umut kırgınlığı diyebiliriz. Fakat bir şeyi fark ettim: Daha önce benzer bir kırgınlığı yaşayınca insan, bir yenisine daha kolay alışıyor. Lakin alışıyor diyorum acının şiddeti aynı. Belki de anlamlandırmayı öğrendiğin için oluyordur. Her neyse işte o geceden gündüze ve yine gece varan yolcuktan sonra pek de sohbet edesim yok artık kimseyle. Biraz tadım kaçtı sanki. Umarım bir gün gelir, sadece susarız.

Yayınlayan

Şark Beyfendisi

sarkbeyfendisi@yahoo.com