-Adı daha konamadı-

Seni bulduğum iyi oldu. Sen burada dur, birkaç güne kalmaz seni düzenlerim sonra da Dunyaderviz’de yerini belleriz. Birkaç gün geçeli çok oldu. Hala düzenlemedim seni. Aylar olmuş, seni düzenlemedim.


Yedi gündür odadan çıkmıyorum. Dedem öleli dokuz gün oldu. Her şey anlamsızlığını koruyor.
Ölüm, bir çeşit kaybetme biçimi. Bu odanın içinde kaybolan ne varsa, belleğimde arıyorum.
Oda gün geçtikçe boşalıyor sanki. Bir günün doğum vaktinde anılarım birer birer siliniyor. Eşyalar birer birer kayboluyor. Belleğimi zorluyorum. Eşyalar kayboldukça onların orada olduğu zamanları anımsamaya çalışıyorum. İmkânsız… Anıları zihinde canlandırmak kolay oluyor. Eşyaların kokularını, renklerini, seslerini canlandırmak; kolay oluyor. Ama dokunmak… Dokunamıyorum. Belleğim dokunmama izin vermiyor. Sanki tüm eşyaları, camın arkasında gitmekte olanı izler gibi izliyorum.

Yedi gündür sokağa bakmıyorum. Dedem öleli dokuz gün oldu. Her şey anlamsızlığını koruyor. Son üç gündür dolabın içerisindeyim. Elimde kalan tek şey o. İçinde kokuları üzerine sinmiş, renkleri ve kusurlarıyla anıları korumuş kıyafet kutusu… Dolabın içindeyim. Çıkmayı düşünmüyorum.  Eğer dolap kaybolursa ya da içinden birkaç parça eşya kaybolmaya meylederse elbet bedenimden bir yerlere temas edecek ve o kayıp dünyaya beni de götürecek diye umuyorum.

Yedi gündür bir odanın içinde kilitliyim. Dedem öleli uzun zaman oldu. Her şey anlamsızlığını koruyor. Üç gündür dolabın içerisindeyim. Gün, dolap deliğinden sızıyor içeri. Güneş adaletsiz yayılıyor tenime. Bedenimde en soğuk, en dokunulmamış, en saf neresi varsa onu koyuyorum güneşin önüne. Artık bilinmedik, keşfedilmedik bir yer kalmadı. Oda çoktan boşaldı. Bileklerimi hissetmiyorum. Uyku çöküyor zihnime. Yanaklarımın altında sesler duyuyorum. Konuşuyor, koşuşuyor ve sonra susuyor. Göz kapaklarıma bir el dokunuyor, ağlamaklı. Yavaş yavaş kapanıyor gözlerim. Şimdi derin bir uykudayım. Kaslarım gevşedi, ciğerlerim bedevinin ritmine uyum sağladı. Sessizlik. Sadece hiç. Uyuyorum ama biliyorum, uyanacağım.

Yedi gündür bir odanın önündeyim. Dedem öleli dokuz gün oldu. Hiçbir şeyi anlamlandıramıyorum. Uzun gündür dolabın içerisindeyim. Tabanlarımda gecenin hışırtısını hissediyorum. Bedenim ritmik sallantılara giriyor. Deprem oluyor sanıyorum, telaşlanıyorum. Gözlerimi açmaya çalışıyorum. Beynim bedenimden ayrılmış sanki. Ellerime ulaşamıyorum. Kaslarım gerilmeye başladı. Zihnim uyanmıyor. Bedenimin tüm ısrarlarına rağmen gözlerim görmüyor. Kalbim acıdı. Ben de dayanamıyorum artık. Zihnime yalvarmaya başladık. Uyan, uyan, uyan… Uyanamıyoruz. Ölüm uykusu çöktü üzerimize. Bir daha uyanamayacak olduğumuzu biliyoruz. Uyumamaya çalışıyoruz. Bedenim bana yalvarıyor. Bizi bir sen yaşatabilirsin, diyorlar. Üzülüyorum. Ne yapabilirim, bilmiyorum. Zihnim yakarışlara cevap vermiyor. Ben yalvarmalara çaresiz bakıyorum. Lütfen, lütfen, lütfen…

Yedi gündür bir dolapta kilitliyim. Dedem öleli on üç gün oldu. Her şey yaşamsızlığını koruyor. Kulaklarım sesleniyor bana. Sesler duyduğunu söylüyor. Ne sesi olduğunu soruyorum. Anlamlandıramıyor. Gün yavaşça bedenime ulaşıyor. Dolabın içi  adaletsizlikle doldu. Dolap deliğinden içeri güneş sızıyor. Karnıma ulaşıyor, biliyorum. Sızıntı, bir çember oluşturuyor karnımın orta yerine. Bedenim şiddetleniyor. Tekrar yalvarmaya başlıyorlar bana. Kaç, kaç, kaç…

Bilemediğim kaç yedi gündür odanın içerisindeyim. Zihnimden haber alamıyoruz kaç gündür. Dolabın deliğinden sızan ışığa karşın, bedenim benden gitmemi istiyor. Onları yalnız bırakmak istemiyorum. Tek kurtuluş yolu bu, diyorlar. Kurtulmak istemiyorum. Bilemiyorum, kurtulmak istiyor muyum, bilmiyorum.  Onlar istiyor ama kurtulacak bir durum yok ortada. Zihnimi özlüyorum. Kokuları tekrar anımsamak istiyorum. Tek başıma yapabileceğime inanmaya çalışıyorum. Kokuları anımsamaya çalışıyorum. Dikkatim dağılıyor. Odaklanamıyorum. İçimde bir ses: Kaç, kaç, kaç!
Bu sefer bedenime yöneliyorum. Böyle bir şeyi istemediğimden bahsediyorum. Beni dinlemiyorlar. Kurtulmamı istiyorlar. Bu bedeni, bu zihni, bu anıları, bu yaşamı bırakıp gitmemi istiyorlar. Anlıyorum, onlar zihnimin bir daha cevap vermeyeceğine inanmış. Ben inanmıyorum, cevap verecek. Cevap verecek, vermeyecek… Böyle akıp gidiyor konuşmamız onlarla. Bedenimle büyük bir kavganın ortasına serildik şimdi.

“Kurtulmak benim için anlamsız.”
“Kurtulmalısın!”
“Tek yolu kaçmak, başka seçeneğimiz yok.”
“Kaçarsam, sizi kurmaya geleceğime mi inanıyorsunuz?”
“Hayır ,buna inanmıyoruz.”

Biz konuşurken, delikten akan sızıntının inceldiğini fark etmiyoruz. Yavaş yavaş azalıyor, sonunda içlerinden biri bizi uyarana kadar. Artık çok geç. Sızıntı kayboldu. Nasıl oluyor, sızıntı kaybolur olmaz bedenimde bir sessizlik oluyor.

Bilemem artık, kaç gündür bir odadayım. Dedem öleli uzun zaman oldu anımsayamıyorum şimdi. Bir dolabın içinde esirim. Zihnimden uzun süredir haber alamıyorum. Belki terk etmiştir beni. Bedenim kırgınlıklara gebe. Öfkenin en büyük suskunluğunda uyuyorlar şimdi. Ne kadar zaman geçti bilemiyorum, delikten sızıntı geldi. Her halde gün doğdu diyorum. Zihnimden ümidi kesmeye başladım ama bedenim konuşmaya başlar şimdi. Konuşmuyorlar. En ufak ses yok ortalıkta. Gitmem gerektiğini hissediyorum. “Ama nasıl? Ve neden?” Usulca toparlanmaya başlıyorum. Belki biri çıkar ve gitmememi söyler diye yavaşlığımı koruyorum. Gitme demiyorlar. Gidişin kurtuluş, kurtuluşun mutluluk olduğunu düşünüyorlar. Bir şey diyemiyorum. Mecalim kalmadı. Yavaşça ilerliyorum.
Bedenimin her bir noktasından müsaade istiyorum. Yavaş yavaş yer veriyorlar. Birer birer gidiyorum. Arkama hiç bakmıyorum ama hissediyorum; yer verenler gülümsüyorlar, biraz kederli. Hoşça kal, hoşça kal, hoşça kal…

Dedem öleli bir odanın içinde kilitliydim. Bilemediğim kaç gün bedenimi terk ettim. Çembere yaklaşmıştım, anımsıyorum. Yavaşça sızıntıya ulaşmıştım, anımsıyorum. Sızıntının içinden pencereye kadar koşmuştum, biliyorum. Pencereye ulaşmıştım. Arkama dönüp bakmak istemiştim. Bakmamıştım. Pencereden dışarı çıkmıştım. Sızıntıdan kurtulmuştum. Bir ses beklemiştim yahut bir işaret. Geri dönmek için. Çok korkuyordum, hatırlıyorum. Çok yalnızdım, hissediyordum.

Sonra ne oldu, ne bitti hiçbir şey anımsamıyorum. Her şey hiçliğinin koruyordu. Sonra birden bir şey oldu. Süzüldüğümü hissettim. Bir çocuk gördüm hafifçe küçüktü. Ona yaklaştım, anımsıyorum. Ona dokunmak istedim. Kokusunu hissetmek istedim, olmadı.

Şimdi bir çocuğun yakasındayım. Yakasından önce neredeydim anımsamıyorum. Çocuğun yakasından diğer çocuğa bakıyorum. Büyük bir alandalar. Çok fazla ağaç var. Çocuk kedileri kovalıyor, kızıyorum ona. Yakasında durduğum çocuk diğerinin yanına gidiyor. Konuşuyorlar. Şimdi pişmanım. Kedi kovalayan çocuğa kızdığım için pişmanım. Çocuğun bir görevi varmış, kedilerin fidanlara zarar vermesini engellemesi gerekiyormuş. Diğer çocuğun yakasına konup ondan özür dilemek istiyorum. Yanımızdan bir adam geçiyor, geçerken cebinden çakmağını çıkarıyor, sigarasını yakıyor. Sigarasından bir nefes alıyor ve üflüyor. Dumanı bana geliyor. Duman beni ensemden yakalıyor ve götürmeye başlıyor. Ben uzaktan çocuklara bakıyorum. Çocuklar kedileri dövüyor.  Ensemden tutulmuş bir şekilde gökyüzünde gidiyorum. Birden nasıl oluyor ensem boşa düşüyor, düşüyorum. Bir kadının eteğine düşüyorum. Korkuyorum, tırmanmaya başlıyorum. Kadının koluna ulaşıyorum. Oturup kadının yüzünü seyrediyorum. Kadının gözlerinin içinden birisi bana sesleniyor. “Buraya gel!” Geliyorum ya da gidiyorum. Kadının gözüne ulaşmam epey zaman alıyor. Çok hızlı yürüyor. Rüzgarı hissediyorum. Rüzgarın içinden küfürler üstüme çarpıyor, beni yavaşlatıyor. Kadına üzülüyorum. Tüm gücümle omzuna tırmanıyorum. Kadının gözünün içindeki dışarıya çıkıyor. Kadının saç telinin bana uzatıyor. “Buna tırman.” Gözün içindekinin söylediklerini ‘tamam’lıyorum.  Tele tutunuyorum. Yavaş yavaş çıkmaya çalışıyorum. Tırman, tırman, tırman…

Bilemem kaç zamandır bir kadının gözünün içinde yaşıyorum. Bilemediğim birkaç yüz gündür geçmişimi anımsamıyorum. Birkaç zaman önce gözün içinde yaşayan gitti. Benden sıkıldığını söyledi, bir damlaya bindi. Ben damlanın arkasından beklemeye koyuldum. Ona uzun süre baktım. Belki vazgeçer diye. Geçmedi. O gideli çok uzun süre oldu diye düşünüyorum. Kadının saçına bir asansör yaptım. Başka biri gelirse işleri kolaylaşır diye düşündüm. Kimse gelmedi.

Biliyorum, çok uzun zamandır bir kadının gözünün içinde yaşıyorum. Dedem öleli yıllar oldu. Yedi yıldır zihnimden uzaktayım. Bedenim beni terk etti. Anlıyorum, kadın yaşlandı artık. Artık dışarıya pek nadir çıkıyoruz. Gözün içine güneş pek nadir ulaşıyor artık. Gitmem gerektiğini biliyorum ama gidemem. Kadını bırakmak istemiyorum. Uzun süredir onunla birlikteyim. Göz kapakları açılıyor. Ayağa kalkıyoruz. Hayır kalmıyoruz. Karşımızda birisi var. Bu kim? Kadın konuşuyor. Uzun zaman olmuştu konuşmuyordu. Eğer konuşuyorsa gitmeme gerek kalmaz belki. Hayır, kadın adama bir şeyler söylüyor. Adamın bir dirseği masada, diğerini göremiyorum. Bir elinde kalem var. Bir şeyler yazıyor. Kalemin askısında birisi var. Bana sesleniyor “Buraya gel!” Duymamış gibi yapıyorum. Yine bağırıyor. Kadını terk edemem. Yine de kalemdekiyle konuşabilirim belki. “Gelemem!” diyorum ona. Bana bir sürü soru sormaya başlıyor. Nedenlerimi anlatıyorum ona. Bana bir şeyler söylüyor. Duyuyorum, cevap veremiyorum. Üzülüyorum. Kadın, son sözlerini yazdırıyormuş. Benden hiç bahsetmiyor. “Seni aptal herif! Kadının seni önemsediği yok. Haydi gel benimle, gidelim. Yoksa burada kaybolup gideceksin.” “Umurumda değil. Ben burada kalıyorum!”  ilk defa birisiyle konuştum. Bu benim ilk sözlerimdi. Durumdan anladığım üzere aynı zamanda son sözlerimdi.

Yedi günün yedisi aynı şekilde uyuyup uyanıyoruz. Kadın artık hareket etmiyor. En son gözlerini açalı dokuz gün oluyor. Bekliyorum.

Yayınlayan

Şark Beyfendisi

sarkbeyfendisi@yahoo.com 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s