Bundan Fazlası Bir Rüya

Bir sandalyede uyandım. Sokağa dizilmiş plastik sandalyelerden birisi bu. Ne zaman buraya geldim, ne zaman uyudum, buradaki diğer sandalyelerin sahipleri kimler? Yanıma saçları ağarmış, yüzünün, alnının her zerresinde çukurlar açılmış, çizgiler oluşmuş bir kadın ile daha önce hiç görmediğim, hiç tanışmadığım, hatırlamadığım genç bir çocuk geldiler. Çocuğun gözlerine baktığımda derin bir sevgi duyumsadım ve onunla olan anılarım gözümün önüne geldi. Bu meçhul çocuktan mıdır, hislerimden midir bilmem, gözlerim doldu. Bir mukaddes hüzün yanaklarımdan süzülürken, irinli kadın cebinden bir bez parçası çıkarıp önce şakağımı sonra yanağımı sildi. İçimi bir ürperti kapladı. Bu yaşlı kadın ve çocuk bana huzur dolu bakarken, ben onları tanımıyor olmanın utancı içerisindeydim. Demir bir kapının çıkardığı ses ile kendime geldim. Bu ses bana, dedemi, dedemle ninemin yaşadığı o evi ve dedemin her sabah ekmek almadan dönüşündeki mavi boyalı kapının kapanış sesini hatırlattı. Dedemin ömrü uzun olsun! Fakat nedendir ki içim dedemin ölümü; mavi boyalı kapımızın yıkılmış, mor renkli ağacımızın kesilmiş ve kuşların cıvıltısının yerini kalabalık bir ailenin çığırtısı almış hissi sarmıştı en ufak bir fikrim yok ama artık dedemin ve ninemin mezarı nerededir biliyorum.

Demir kapının aralığından annemi gördüm, annem içimdeki keder kadar kapkara giyinmişti. Başında karanın en karası bir eşarp vardı. Yüzü çökmüş, kırışıklı dolmuş, bedeni yanındaki hanımlar olmasa düşecek gibiydi. Lal oldum. Yanıma geldi ve elimden tuttu. Usulca ayağa kalktım. Bu aleme geldiğimden beri ilk defa ayağa kalktım. Bu beden benim değildi sanki. Ayaklarım zemine daha güçlü basıyordu. Bacaklarım ve kollarım daha güçlü, daha kaslıydılar sanki. Bedenimdeki bu gücün nereden geldiğini anımsamaya çalıştım. Kollarım, bacaklarım, gövdem cılızdı, hatırlıyorum fakat şimdi baktığımda bedenime; genişlemiş ve kaslanmıştı. Daha fazla odaklanınca dudağımın üstündeki bıyıklarımı ve suratımı saran sakallarımı hissettim. Gözlerim alev gibi yanmaya başladı. Ellerimi suratıma attığımda, ellerimle suratımın buluşması bir tokat oldu. Henüz kaslarımı kontrol edemiyordum. Üstüne üstlük, seyrek sakalım ve dudağımın üstündeki dizilmiş tüylerim şimdi gür bir ormandı. Tokat sesiyle annem koluma girdi, sarıldı. Annemin kokusunu duyumsamak beni bir an olsun rahatlattı, acımı dindirdi. Belki de hayat boyu acı çekmemim nedeni budur:  Bir av köpeği gibi burnumu en uzak noktalara döndürdüm. Annem usulca yanağımı öptü. İçimde, henüz kurumamış olan bir yara kabuğu harekete geçti. Bu huzur veren cennet bahçesi kokulu kadının öpüşünün verdiği saadeti duyumsayamadım. Bu uzamış gür sakallarım buna mani oldu.

Bu uyanış, bu alem, burada olup biten her şeyin manası nedir? Tüm bunları tek çırpıda unutabilirdim, tek arzum bu sakallardan kurtulup anneme kavuşmak arzusu idi. Fakat hangi arzu ile yanarsam yanayım, annemin sürüklediği yere ilerledim. Ellerimi tuttu ve beni bir tabutun önünde duran binlerce insanın arasına götürdü. Bizim gelmemizle birlikte, insanlar yavaşça bize yol verdiler, hiçbirinin suratına bakamıyordum, eğer bakarsam onlarla ilgili anılar hatırlayacak olmaktan ve içimin daha fazla keder ile dolacak olmasından korktum. Tabutun önünde durduk. İçimi saran hissi keşke açıklayabilsem fakat nafile. Bildiğim ve bilmediğim tüm anılarım gözlerimin önünden geçiyordu babam ile… Her anı karesi, göz bebeklerime bir damla yaş koydu Tam dört kere kavga ediyoruz. Şu ben ademevladına bakın! Sürülerce akan o kutsal anıların arasından sadece kavgaları hatırlamak ve söylemek aklıma gelen ilk şey oldu. Belki de insanın, benim tek varlık nedenim budur.

Karşımda bir tabut, güçlü bedenimde koluma girmiş annem ile söküp atmak istediğim sakallarımla, babamın ölüm acısını yaşamaya başladım. Artık biliyorum. Bu alem benim acılarımın bir geçidi. Nasıl bir afyonun tesiridir bilemem, ne zaman içtim bilmem ama babamın ölümün acısının tesirinden hala kurtulamadım. Annemin ellerini usulca bıraktım, göğe baktım. Tanrı’ya ya da orada ne varsa, inadına tabuta yürüdüm. Zemine basan ayaklarımdan birinin tabanı acıyordu sanırım bu bir çeşit nasır acısıydı. Tabutun kapağını kaldırdım, içinde kefene sarılı babam vardı bundan emindim. Fakat benmahlukatı emin olmama gafletinde bulundum ve kefeni açmaya çalıştım. Arkamdaki bin kişi bir adım attı. Elim surata değdiğinde öylece kaldım. Tanrı azabını esirgemesin! Bu babamdır. Elimi kefenin üzerinde, babamın suratında gezdirirken her şey yavaş yavaş kararmaya başladı. Gökyüzü yavaş yavaş karardı. Tabutun çevresi, arkam yavaş yavaş karardı. Hiçbir şey göremez haldeydim fakat hala babamın suratını hissediyordum. Ben, babamın suratında nereye dokunuyorsam, benim suratımda da o yere dokunan bir el oluyordu. Sanki kendi elim ile kendi suratıma dokunuyordum, sadece arada duran bir ceset babaydı. Her yer zifiri karanlık, tek bir nesne belirtisi yok ve yukarıdan bir ses işitiliyor. “Baba, baba!” diyen bir erkek çocuğu. Gözlerimi sımsıkı kapattığımı fark ediyorum. Gözlerimi yavaşça aralamaya başladıkça elimle başka bir nesneye dokunduğumu anlıyorum. Cilalı bir ahşap… Artık gözlerim tamamen açık. Daha önce hiç görmediğim bir evin bir odasındayım. Eski meşe ağacından yapılma bir koltuğun üzerinde oturuyorum. Odaya göz gezdirince, odadaki eşyaların anıları ve yaşadığım güzel şeyler gözümün önüne geliyor. Kitaplığa dizilen doluca kitaplar, çalışma masasındaki sırt ağrıları, halının tozu, pencere pervazında ölüp ölüp diriltilen çiçekler… Hepsine dair anılar canlanıyor gözümde. Fakat biraz önceki o cenaze alayı nereye gitti? Annem nerededir şimdi? Omuzlarımda bir ağırlık hissediyorum, başımın arkasında bir gövdenin nefes alış verişleri var. Arkadan bir elini yüzüme bastırıyor ve gülüyor. Odaya daha bir dikkatle baktım. Bu sefer sadece halının üzerindeki tozları görmedim. Halının üzerinde bu oğlan ile birlikte oyun oynuyoruz ve yanımızdaki koltukta oturup bize gülümseyen bir kadın var. Bu iki kişi benim ailem, bunu biliyorum çünkü eşyalar ve anılar bana sürekli olarak bunu anlatıyor. Fakat hala bu garip dünyanın ve oradan oraya sürüklenen bedenimin nedenini anlamadım. Ellerimi suratıma götürdüğümde sakalım hala oradaydı. Ellerimi biraz daha yukarı kaldırdığımda şakaklarıma düşmüş saçlar ellerime geldi. Omuzumdaki, saçlarımın bittiği yerdeki oğlumu çekip oradan aldım ve kucağıma koydum. Yüzünü şimdi daha iyi görüyordum. Şaşırmıştım çünkü bu benim çocukluğumdu. Kesinlikle bir çeşit bir afyonun tesiriydi yahut bir büyü. Üzerindeki mavi pijamasıyla bana gülümseyen bu çocuğun bir çeşit cin olduğunu düşünmeye başladım. Odanın kapısı aralandı ve içeriye birisi girdi. Bu kadını tanıyordum, koltukta oturan ve bize gülümseyen karımdı fakat şimdi karnı şişti ve bana gülümseyerek yaklaştı. Adım adım bana yaklaşırken ona duyduğum meşru aşkın etkisiyle kucağımdaki veletten kurtulmak istedim. Kadın iyice yaklaştı, eğildi ve dudaklarımdan öptü. Bu lanet sakallarından dolayı onun öpüşü hissedemedim. Bu sakallar benim ve mutluğum arasındaki bir kara büyüydü. Tek kelime edemiyordum sanki bildiğim lisanı unutmuştum. Belki de bu alemde lisan-ı insana dair bir şey yoktur. Karım elimden tuttu ve beni kaldırdı, bir odadan başka bir odaya sürükledi. Oğlan ise bizim arkamızda güle koşa geliyordu. Anımsıyorum da ben de çocukken böyleydim. Mor ahşap bir kapının önünde durduk, kapı sessizce açıldı. İçeride iki beşik vardı ve üç duvarı boydan boya kitaplıktı. Diğer duvarda iki pencere ve pencerelerin arasında beyaz ahşap bir dolap durmaktaydı. Karım bana pırıl pırıl neşe saçan bir gülüşle bakıyordu ve ben arzularıma yenik düşüp ona sarıldım. Kokusunu içime çektiğimde, anneme sarıldığımda hissettiğim duyguların benzerini yaşattı. İçimde yüce bir ateş harlanıyordu ve karıma daha fazla sarılmak istiyordum fakat bizi birbirimizden ayıran onun şişkin karnıydı. Ellerimi alıp karımın karnına bastırdım. Birden bire bambaşka bir odanın içerinde buldum kendimi ve iki elimin iki avuç içinde duran iki bebeği gördüm. Uyuyan iki güzel kız bebeğinin gövdesine dokunuyordum. Kanım çekildi, kemiklerim eriyordu sanki. Gözümü kapatıp açtım. Bu eve ilk geldiğimdeki koltukta buldum kendimi. Odanın içerisine koşarak gelen ikiz kız çocuklarını gördüm. Bunlar benim kızlarım mıydı? Artık bu alemin neresi olduğuna dair soruları sormuyordum kendime. Bu saadeti yaşamak arzusu daha ağır basıyordu. Kızlar yanıma geldiler, koltuğun etrafında dönüp dolaşıyor, oyun oynuyorlardı. Usulca koltuktan kalktım, yavaşça hareket ediyordum ki bu saadet bozulmasın. Sessizce, tavşan uykusunda evin içerisinde gezindim. Tuvalete girdiğimde aynada kendime bakma ihtiyacı hissettim, aynaya yaklaştım ve baktım fakat hiçbir şey göremiyordum. Raflara bir göz attım ve elime bir makas aldım. Tek bir gaye hissediyordum o da bu kara sakalları söküp atmak. Sakallarımı kesmeye başladığımda, makas aynada sarı bir ışık oluşturuyordu ve gözlerimi kör edecek bir ışık çıkarıyordu. Bu ışığı umursamadan sakallarımı kesmeye çalıştıkça ışık daha da büyüdü ve aynadan taşan koca sarı bir ışık oldu. Işık bana daha fazla yaklaşıyordu ve içinden çığlık sesleri geliyordu. Ateşin yanarken çıkardığı çıtırdıları duymaya başladım. Her şey yine boyut değiştirmişti. Sesler duyuyordum “Baba! Baba!” Ateşin sıcaklığını hissediyordum. Dumanın yakıcı kokusu ve sıcaklığın vermiş olduğu acının tam orasında kalmıştım. Bulunduğum bu yer her neresiyse, cehennem tasvirlerini aratmıyordu. Belki de ben başından beri bir kabrin azabındayım(!) Burada odunlar yanıyor, camlar patlıyor ve metal olan her ne varsa kızıla dönüyordu. Kulağımda hep aynı ses “Baba! Baba.” Aklımda nedendir bilmem şu var. “San Diego Kilisesi, İspanya.” Ben bir kilisede miyim ve çocuklarım, karım şuan burada mı?
“Baba! Baba,” seslerin geldiği yöne koşuyorum, kızlarımı görür gibiyim. Yanlarına gitmeye çalışıyorum. Şimdi, dört bir yandan kızların sesleri geliyor, nereye koşacağımı bilemiyorum. Yoruluyorum, yere düşüp kalıyorum. Ciğerlerim dumandan kesildi kaldı. Artık öksürecek takatim de kalmadı. Burası cehennem gibi sıcak. Son bir ses daha “Baba!” Gözlerimi yukarı kaldırıyorum, içimde bir umut var artık. Kızlar, annelerine sarılmış ve ağlıyorlar. Artık bir aradalar. İçimdeki endişe yavaş yavaş azalıyor. Ne zaman umut denilen göle girsek, ayağımız yere bastığı an boğuluyoruz çünkü umut dediğimiz şeyin dibi bir bataklık.
Karım ve kızlar yanmaya başladılar ve ben yerde yarı baygın yatmaktan başka bir şey yapamıyordum. Gözlerimin önünde yanmaya başladılar. Bu kısmı daha fazla anlatmak istemiyorum. Derileri kemiklerinden çekilinceye kadar gördüm onları orada. Gözlerim yavaşça kapandığında ölüme kavuşmuş olmak istiyordum.

Nafile, uyandım yine. Gözlerimi açtığımda bir hastane odasının içerisindeydim.

Odanın duvarları bembeyazdı. Mavi bir örtünün içerisinde birisi ve bağlı olduğu makineler hariç her şey beyazdı. Demir sandalyede oturuyordum. İçimden ard arda bitsin artık bu düş, dediğimi fark ettim. Evet, bu bir düşten fazlasıydı. Ayağa kalkmaya çalıştım. Zorlanmıştım. Henüz yeni alışabildiğim kaslarım, güçlü bedenim şimdi zayıflamıştı. Olanların verdiği acı belki de beni böyle güçsüz yapmıştı yahut düşlerin sonuna ulaştığım için güçten düşmüştüm. Bunları hiçbir zaman bilemeyeceğim; yatakta yatan kişiye bakmamış olmayı o kadar çok dilerdim ki… Annem, yüzündeki bütün güzelliklerin kapısı kapatmıştı. Onun yaşıyor ve yanımda duruyor olduğu yalnızca elektronik kalp ritim sesinden bilebiliyordum. Bu ses devlet radyosunun giriş sesi veyahut güdümlü füzenin ateşlenme sesi gibiydi. Bir şeylerin başlayacak ve bitecek olacağının habercisi…

Geri döndüm. Sandalyeye oturdum. Her şeyin, bu garip evrenin bendeki başlangıcına geri döndüm. Sandalyeye oturdum ve gözlerimi kapadım. Tek duyumsadığım o dijital ritim. Biraz sonra kapı gıcırdayacak ve annem, tüm güzelliği ile oradan çıkıp gelecekti. Şu insan denen, ben mahlukatına bakın! Geri dönerken bile bir ölümün arasını hayal ediyordum. Mutsuzluğumun düzenini bozmadan mutluluk arıyordum. Açtım gözlerimi!

Aradığın bu değil miydi? Mutsuzluk. Bu sadece bir rüya değil, bir rüyadan fazlası. Senin geleceğin, idealin. Hangi yargı, ahlak karşında durabilir.

 

Yayınlayan

Şark Beyfendisi

sarkbeyfendisi@yahoo.com 

One thought on “Bundan Fazlası Bir Rüya”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s