Sevgi Dağı, Bir Yetişkine Söylenmeyecek Sözler

*

tempo

Bir zamanlar, bizim insanlığımızdan çok eski zamanlarda, iki kişi bu gezegene ayak basmış. Bulundukları yerde, ayaklarının altındaki zeminde tanımışlar birbirlerini, kendilerini. Çok sevmişler, birbirlerine uzun uzun bakmışlar, bu sevgi o kadar hiddetlenmiş ki kendilerinden başka hiçbir şey göremez olmuşlar. Çevresindeki yaşamsal olan her şeyden, birbirlerinden başka sevebilecekleri her şeyden arındırmaya çalışmışlar kendilerini. Fakat, ne kadar çabalasalar da hep sevebilecekleri en az bir şey kalmış. Çok uzaklara, adım atılmayacak yerlere gitmeye karar vermişler. Sahralar geçmişler, deryalar aşmışlar, dibi olmayan kuyulara dalmışlar… Nafile, ne yaparlarsa yapsınlar, kendilerinden başka sevecekleri şeyler bulmuş onları. Ayrılmaya karar vermişler, ayrılıp ararlarsa, belki o zaman, bir yer bulurlarmış. Tam ayrılacakları an, iki yola ayrılan o yerde, iki yolun arasında, koskoca bir dağ karşılarında durmaktaymış. Dağa çıkmaya karar vermişler, eğer orada da bulurlarsa sevgiye dair tek bir şey, yollarını ayıracaklarmış. Dağın eteklerinden başlamışlar yola çıkmaya. Yollarında ilerledikçe daha az şey sever olmuşlar. Artık birbirlerine olan sevgilerini rahatça ve sonsuzca duyumsayabileceklerini düşünmüşler ve eğer dağın zirvesine çıkarlarsa orada sevgiye dair kendilerinden başka hiçbir şeyin olmayacağını hissetmişler. Zirveye çıkmaları tam yedi asır sürmüş. Zirveye çıktılarında fark etmişler ki asırlardır birbirlerine hiç bakmamışlar. Unutmuşlar aşklarını, sevgilerini ve birbirlerini. Tek düşünceleri bir şeye olan sevgilerini azaltmakmış ama bu onları kendilerinden ve aşklarından da uzaklaştırmış. Salt aşka, aşkın olana ulaşmak için onca zaman kendileri aşktan mahrum etmişler. Bunu fark ettiklerinde dağın zirvesinde koca bir grilikte durmaktaymışlar.

tempo 1

Griliğin ortasında durmaktalarmış. İçlerinden birisi pişman olmuş ve kendini dağın zirvesinden aşağıda atmış. Düştüğü yerde, zemine vurmuş teni. Sevgiye aç ve pişmanlıkla kavrulan bedeni toprağı yarmış ve yer altına ulaşmış. Gökteki, yapayalnız durmuş bir süre. Ne çevresinde ne de içinde sevgi kalmış ve dayanamamış. Olanca gücüyle sıçramış. Gökyüzünde asılı yıldızlara tutunmuş ve göğe tırmanmış. Bir bulutun üzerine oturmuş ve yalnızlıkla dolmuş taşmış. İçindeki bu kederi göz pınarlarından akıtmış. Gözyaşları bulutlardan önce dağa ve ardından dağın eteklerinden toprağa ulaşmış. Topraktakini, göz yaşlarıyla sarıp sarmalamış. Dağ, üstünde olan bu hikayeye dayanamamış ve içindeki alevleri dışarıya püskürmüş. Dağın üstünden süzülen lavları, gökteki göz yaşlarıyla kurutmuş ve yerdekinin yanına ulaştırmış.

tempo 2

Tanrıçalar ve Tanrılar bu kişilerin pişmanlıkları görmüşler ve dağdan ne kadar ateş püskürdüyse, onları bu iki kişinin çocukları yapmışlar. Çocukların bir kısmı gökyüzündekine, bir kısmı yeraltındakine sevgilerine sunmuşlar.

İşte böyle bir hikayenin sonunda kavuşabilmiş aşıklar, maşuklarına ve böyle bir hikayenin başında bilmişler gerçekliğin en yakınında olduğunu.

Yayınlayan

Şark Beyfendisi

sarkbeyfendisi@yahoo.com 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s