Gecenin yerine yalanı koymak elbette düşünerek yaptığım bir iş değil. Anlatmak istediğim şeyi anlatmak için düşünmememin yani ana inanışımın getirisi. Peki, bu ana inanırken, bileğime an dövmesi yaptırıp ortamlarda sergilerken, zikir olarak aşk çekiyorum diye hava atarken görmezden gelebileceklerimin farkında mıyım? Olan her şeyi “hayırlısı buymuş” maskesinin arkasına saklayabileceğimin farkında mıyım? Benimle hiç alakası olmayan bir şeyin altındaki manayı sezdiğimi düşünürken bu hakikat dahi olsa, hakikati görmekle hakikati görüşümle bir kibir duvarı yaratabileceğimin farkında mıyım? Nefsi yani şuurdan ırak arzularımı “seviyorum” safsatası altında bana zarar verdiklerini görmemi engelleyecek okyanus mektuplarına dönüştürebileceğimin farkında mıyım? Yediklerimin içinde ne olduğunun, onların bana gelirken nasıl yolculuklar yaptığının, midemin dişleri olmadığının, açlık olarak andığıma taparak hakiki ihtiyaçlarımı karşılamayı istemeyi istemeyi öğrenmeye ilgi dahi duyamayacak hale geldiğimin farkında mıyım? Etrafımda kızdığım her şeyin bendeki hallerini ve onları bakış açıma benim mıhladığımı görmemek için etrafa ve olmadığım yerlerde olanlara dahi kızmak gibi bir ilgi ihtiyacı geliştirdiğimin farkında mıyım? Nefes almadığımın, suyumun içinde su olmadığının, duşumun içinde arınma olmadığının çünkü nefes almayı ağzımı açıp kapamak zannettiğimin farkında mıyım? O çok büyük amaçlarımla, küçücük adımlar atıp da dünyamı değiştirerek dünyayı değiştirmeye hizmet edebileceğimi ört pas ettiğimin farkında mıyım? Sahi farkında olmayı sadece zihnim için kullandığımın, bedenimi ve ruh denilen deryayı görmezden gelerek kendimi hiç yakılmadan çöpe atılmış bir kibrit çöpüne benzetmeye çalıştığımın farkinda mıyım? Bir orta dünya silahşörü der ki “gözlerimle nişan almam kalbimle nişan alırım, gözleriyle nişan alan atalarına ihanet etmiş sayılır.”

Sen bensen ben sensem öz birse hadi kurtar seni benden beni senden bizi sizden. Eyvallah.

Mavi Can Küçükoğlu